|
Yerel Folklor Balıkesir Örneğinde Yerel Folklor ve Kültür Araştırmalarının Sorunları Üzerine Değerlendirmeler
I. Balıkesir Sempozyumu (Sosyal, Kültürel ve Ekonomik) 17-20 Kasım 2005
Giriş
Genel sosyolojik kabullere göre folklor yerel, kültür ulusal, medeniyet de evrensel nitelik taşır. Dünyada ve Türkiye’de folklor üzerine yazılan ilk yazılar, folklorun yerel olmakla birlikte ulusal kültüre kazandırılmasının mümkün olduğunu, yani işlenmesi neticesinde bir kültür ürünü haline getirilebildiğini, buradan da evrensel bir ürüne dönüşerek medeniyete katkı sağlayabildiğini kabul etmektedirler. Türkiye’de folklor üzerine ilk yazıları yazanlardan Ziya Gökalp, “Halka Doğru” dergisinde yazdığı iki kısımdan oluşan makalesinde bütün uluslarda olduğu gibi Türklerde de “resmi medeniyet” ve “halk
medeniyeti” adlı iki kültür olduğunu, başka uluslarda bu iki kültür arasındaki farkın o kadar açık bir şekilde ayırt edilemediğini, Türklerde ise bu ayrılığın daha ilk bakışta göze çarptığını ifade eder. Bu ayrılığın sebebi olarak ise Türklerin kendi müesseselerini yükseltmek suretiyle bir medeniyet oluşturmak yolunda gitmediklerini, yabancı milletlerin kurumlarını “iğtinam”, yani yağma ve talan yoluyla alıp onlardan yapma bir medeniyet tertip etmelerini göstermiştir (Ziya Gökalp 1981: 5-10). Halbuki başta Avrupa ulusları olmak üzere hemen hemen bütün ulusal kültürlerin oluşumunda halk kültürünün bir malzeme ve hammadde
olarak aydınlar eliyle işlenmesinin etkili olduğu açıktır. Nitekim Fuad Köprülü de halkiyatın bilimsel gelişmelerin bir sonucu olarak ortaya çıkması yanı sıra siyasi ve sosyal yapının gereği olan “milliyet” fikrinin oluşumu için de önemli bir malzeme ve kaynak alanı olduğunu da ortaya koymuş, Avrupa Rönesansını ve romantizm akımını buna örnek göstermiştir (Evliyaoğlu-Baykurt 1988: 74-77). Bu iki araştırmacımızın da ifade ettiği gibi folklor, teorik olarak ulusal kültürün hammaddesidir ve yerelden ulusala, ulusaldan evrensele doğru bir tekâmül izlemelidir. Bu bağlamda folklor ürünleri derlenip kaydedilmeli, bilimsel
araştırmalarla değerlendirilmeli ve sanatkârlarca işlenip güncellenerek endüstri ürünü haline getirilmelidir. Gelişmiş batı kültürleri ve ulusları bu yöntemle şekillenmiştir. Bu doğal ve demokratik bir uygulamadır. Ülkemizde de Cumhuriyetin ilk yıllarıyla beraber başlayan uygulamalı çalışmalar hep bu çerçevede gerçekleşmiştir. Bu çalışmalar Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başlamış ve 1950’li yıllara kadar sürmüştür.
Folklorun batı dünyasındaki bu kullanımı dışında başka amaçlara matuf ve demokratik olmayan yöntemlerle kullanımları da vardır. Özellikle Çarlık Rusyası zamanında başlayıp Sovyetler Birliği döneminde devam eden ve Stalin’in milliyetler politikasıyla son haddine ulaşan uygulamalarda bu antidemokratik ve suni kullanımı görmekteyiz. Sovyetler Birliği döneminde aslında ortak olan Türk halklarının folklor ürünleri, ulusal kültürler oluşumunda bir zemin olarak geliştirilmemiştir. Tam aksine etnik yapıları pekiştirmek ve yapma uluslar oluşturmak için kullanılmıştır. Bu şekilde Sovyetler Birliği, folklorları aynı olan halkları
bile ayrılıkları, farklılıkları kaşıyarak ayrı etnik yapılar haline getirmiş, siyasi yapılarını da buna göre kurgulamış ve bugün de izleri devam etmekte olan etnik cumhuriyetler oluşturmuştur. Bu hususta bir örnek vermek istiyorum. Ortak Türk kültürünün önemli eserlerinden Dede Korkut ve Köroğlu destanları/hikâyeleri 1940’lı yıllara kadar, Türkmen ve Azeriler başta olmak üzere bütün Türk halklarında bilinen, tanınan, araştırılan eserlerdi. Ancak masa başı çalışmalarla bunlar ve benzeri eserler halklar arasında acılı ve trajik biçimde paylaştırılmıştır. Köroğlu Türkmenlerin, Dede Korkut ise Azerilerin sayılmıştır. Dede Korkut, Köroğlu
ve Aşık Garip’i 1942 yılından yayına hazırlayan Türkmen araştırmacılardan Ata Rahmanov, 1951 yılında 40 yıl hapis cezasına çarptırılmış, 20 yıl Özbekistan’da sürgünde yaşamak zorunda kalmıştır. Dede Korkut’u yayına hazırlayan Prof. Dr. Meti Köseyev ise Stalinci yönetim tarafından idam cezasına çarptırılmış ve idam edilmiştir. Bu eserler ancak 1990’lardan sonra yayımlanabilmiştir (Nurmemmedoğlu 1999: 44-49). Türkmenler Dede Korkut’a, Azeriler de Köroğlu’na sahip çıkamamışlardır. Sovyetler Birliği döneminde ulusal kimlik oluşturma adına Türklüğün ortak sözlü ürünleri, hatta yazılı eserleri ve şahsiyetleri bile ayrı ayrı paylaştırılmış,
aynı eser, ürün ve şahsiyete birden fazla halkın sahip çıkması önlenmiştir. Hepimizin bildiği ve Türklüğün en modern yapısı olan Türkiye Cumhuriyetinde hemen hepsi hakkında bilgi sahibi olduğumuz eser ve isimler, Sovyet Cumhuriyetlerinde değişik ulusal kimliklerin kültürel alt yapısı olarak dayatılmıştır. Meselâ Kırgız kimliği sadece Manas destanıyla oluşurulurken Azeri kimliği Dede Korkut, Nizami ve Fuzuli ile, Türkmen kimliği Köroğlu ve Mahtumkulu ile, Özbek kimliği de Alpamış ve Ali Şir Nevâi ile tescil edilmeye çalışılmıştır. Yani aynı halk kültürüne sahip toplulukların kültürleri farklılaştırılmıştır. Hayatın diğer alanlarındaki
uygulamalarla da bütünlük ve paralellik gösteren bu uygulamalar, antidemokratik yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir (Daha geniş bilgi için bk. Aça 2003). Bugün dünyada ve tabiî ülkemizde de uygulanmaya çalışılan kültür faaliyetleri, Sovyetler Birliği sisteminin bir başka biçimde ve düzlemde uygulanması gibi görünüyor. Yani folkloru, halk kültürü aynılık gösteren topluluklar ayrıştırılmaya, parçalanmaya çalışılmakta ve etnik ayrımcılığa tabi tutulmakta, ulusal yapılar çözülmekte ve daha küçük parçalı siyasi ve sosyal yapılar kurulmaya çalışılmaktadır. Ulusal kültür ve yapılar, bir
çeşit iç federasyonlar haline getirilmekte, bireyler çoklu kimliklere sahip edilmektedir. Bütün bu uygulamalar “küreselleşme” anahtar sözcüğü etrafında hayata geçirilmektedir. 19. ve 20. yüzyıllarda uygulanan politikalarda “bilim” ve “eğitim” temel yöntemler olarak öne çıkmaktaydı. Küreselleşme ise “medya” ve “sermaye” yöntemlerini tercih etmektedir. Küreselleşmenin medya ve sermaye yoluyla tüm toplumlara ve bireylere dayattığı kültür ise bir tüketim kültürüdür, yani popüler kitle kültürüdür. Popüler kültür ise milli değildir, geleneksel değildir, kalıcı değildir, üretimci değildir, demokratik değildir. Yüzeyseldir, yabancı
kaynaklıdır, tüketimi teşvik edicidir, oyalayıcıdır, geçicidir, modadır vs. 20. yüzyıl başlarında bir imparatorluğun tasfiyesinden doğan Türkiye Cumhuriyeti, modernleşme hamlesiyle “bilim” ve “eğitim” yöntemlerini kullanarak ulusal bir kültür ve siyaset oluşturmuş, doğusunda kalan diğer ulus ve ülkelere de model olabilme kapasitesini yakalamıştır. Balıkesir’de Yerel Kültür ve Folklor Çalışmaları Tarihine Genel Bir Bakış
Balıkesir de Cumhuriyet’in kuruluşundan hemen önce başlayan ve ortak milli kültüre malzeme teşkil etmek, müşterek değerleri çoğaltmak ve pekiştirmek felsefesi üzerine kurulduğu çok açık olan bir eğitim, kültür ve basın hayatı gözlenmektedir. 1881'de vilayet olan Karesi, 1886'da ilk matbaayla tanışmış, bu matbaada Balıkesir'in ilk gazetesi olan Karesi yayımlanmaya başlamıştır. 1892'de ise ilk özel matbaa kurulmuştur. Balıkesir il merkezinde 1886'dan bugüne 30 civarında gazete, çeşitli sürelerle yayımlanmış ve kapanmıştır (Bk. Yurdakök 1992). Vilayet Matbaası'nın kurulmasıyla canlanan basın ve yayın
hayatı dergi yayıncılığında da Balıkesir'i bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Bu dergilerin ilki 15 Mart 1923'te yayın hayatına atılan Dilek'ti. Onu Çağlayan, Irmak, Gençleryolu, Kaynak gibi dergiler izlemiştir. Bu dergilerde halk kültürü ürünleri derlemeleri, halk kültüründen esinlenerek yazılmış edebi eserler, teorik tartışmalar yayımlanmıştır (Duymaz 2000). Ayrıca Türk Dili gazetesi başta olmak üzere Karesi, Balıkesir, Zafer-i Milli, Ses, İrşad, İzmir’e Doğru, Doğru Söz, Savaş gibi pek çok gazetede de benzer yazıları görmek mümkündür. Basın hayatının yanı sıra “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” diyen Atatürk’ün
direktifleriyle 1932 yılında kurulan halkevlerinin bir şubesi olarak Balıkesir Halkevi, halk kültürüyle ilgili faaliyetleri ve yayınlarıyla önemli bir görev yapmıştır. Balıkesir Halkevinin yayın organı Kaynak “bugün bile takdirle aranan dergiler” arasında sayılmaktadır. Örnek olarak Balıkesir kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuş İsmail Hakkı Akay’ın Türk Dili gazetesinde 24 bölümlük
bir seri halinde yayımlanmış “Tarih-i Kadimde Türkler” başlıklı yazı serisini verebiliriz. Akay, bu yazı dizisinde bugün bile ulaşılması zor kaynaklardan derlediği eski Türk kültüründeki inançlar, kültler, mitolojik unsurlar, boy teşkilatları gibi folklorun en temel bilgilerini aktarmakta ve bunları bir günlük gazetede yayımlamaktadır (Ceylan 2005). Bu tür yazıların yayımlandığı bir gazeteyi, bugünkü günlük ve yerel gazetelerle mukayese etmeye gerek yok sanıyorum. İlimizde 1950'lerden sonra çıkan gazete ve dergilerde, kurulan kurum ve kuruluşlarda ise bu gibi hassasiyetlerin gösterildiğini
söylemek ne yazık ki pek mümkün değildir. Zaten bu tarihten itibaren ülkemizde de "millî kültür" yerini "kitle kültürü"ne terk etmeye başlamıştır. Yerel Folklor Araştırmalarının Sorunları ve Değerlendirmeler
1. Yerel kültür ve folklor araştırmalarının istikameti ve felsefesi doğru tespit edilmelidir. Yerel olan değerler ulusal değerlerle çatışmamalı, ayırıcı ve çözücü değil yapıcı ve birleştirici olmalıdır. Bugün pek çok kitap, dergi, gazete ve benzeri yayın organlarında “yerelden evrensele” şeklinde bir slogan dikkati çekmektedir. Yaşanan durumu net olarak ortaya koyan bu tavır, ulusal olanı görmezlikten gelmeye çalışmak demektir. Balıkesir, tarihinden beri millî kültüre önemli katkılar sağlayan bir ildir, öyle olmaya da devam etmelidir. 2. Derleme ve araştırma
faaliyetlerinde bilimsel olmak dışında bir yola tevessül edilmemelidir. Çünkü yerel araştırmalar çoğu zaman bir şehir veya beldeyi öne çıkarma yarışına dönüşebilmektedir. Turizm ve ticatri kaygılar da bu anlamda folklor ürünlerinin yanlış kullanımında etkili olmaktadır. Bilimsel endişe ise doğru, kesin ve objektif değerlendirmeler gerektirir. 3. Folklor araştırmalarının bir başka sorunu ise amatör araştırmacılar tarafından adeta işgal edilmiş bir alan haline gelmiş olmasıdır. Amatör araştırmacıların faaliyetleri belki o da belirli bir kursa tabi tutulmak şartıyla sadece derleme alanında makul
karşılanabilir. Ancak araştırma, tahlil ve yorumlamalarda amatör araştırmacılar çok değerli malzemeyi heder etmekten öte gidememişlerdir. Çünkü dünyada folklorun bir bilim dalı olarak kuruluşunu sağlayan W. John Thoms’un ilk yazısında da ifade edildiği gibi folklor ürünleri tek başlarına ele alındıklarında saçmasapan, değersiz bir malzeme yığını gibi görünebilir. Bu da bir çok araştırmacıyı ve derlemeciyi yanıltabilir. Ancak malzemeler arası mukayese ve derin bir araştırma o malzemelerin gerçek değerini ortaya koyabilir. Amatör araştırmacıları folklor alanına yönelten etkenlerden biri de hiç
şüphesiz şehirlerine, memleketlerine hizmet etme güdüsüdür. Ancak bu güdü çoğu zaman sağlıklı bir anlayışı aşıp bir taassup şeklini almıştır. Nitekim sadece Yunus Emre’ye sahip çıkma açısından baksanız bile bir çok şehrin amatör araştırmacılarının nasıl düzeysiz bir tartışma, hatta kavga içinde olduklarını görürsünüz. Türk milletinin gönlünü mekân tutmuş ve evrensel bir medeniyet unsuru haline gelmiş, Yunus Emre’yi alıp tekrar bir dar hemşehrilik taassubuna indirgemek doğru bir yaklaşım olmasa gerektir. Amatör araştırmacıların önemli bir kısmının eserlerini değil kendilerini öne çıkarıcı,
lokal bir şöhret yakalama gibi hatalı davranışlarını da buna eklemek gerekir. 6. Aydınların ve sanatkârların Türk folklorunu tanımamaları, bu ürünlerden etkilerle yeni eserler meydanan getirememeleri de ayrı bir husustur. Özellikle folklor ürünleri ve araştırmaları eğitim alanında hiç yer alamamaktadır. Sonuç
Balıkesir'de 1923'ten itibaren yayımlanan gazete ve dergilerdeki yazılar, kitaplar, kurumlar ve kuruluşlar Türkiye Cumhuriyeti devletinin kültür ve edebiyat anlayışına uygun olarak “millî kültür” oluşturma veya katkıda bulunma gayretleri içinde olmuşlardır. "Millî kültür"ün kaynağı olarak da tarihî mirası toptan reddetmeden Osmanlı Devlet yapısında ihmal edilmiş olan halk kültürünü ve halk edebiyatını kabul etmişlerdir. Bu itibarla politikalarında "halkçı", "milliyetçi" ve "inkılapçı" bir çizgi takip etmişler; dilde, edebiyatta, kültürde ve sanatta halka ait olan malzemeye ağırlık vermişler,
ağızlardan ve cönklerden derlemelere, halk şiiri tarzında eserler kaleme almaya önem vermişlerdir. Bu konuda teorik bilgi ve tartışmalar da dergilerin sayfalarında yer almış, hatta tartışmalara yol açmıştır. Kısacası Balıkesir'de yayımlanan edebî dergiler “millî edebiyat” oluşturmanın hem fikrî yönünü belirleyici, hem de uygulayıcısı olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin kültür politikalarına paralel bir çizgi izlemişlerdir. Balıkesir'in bugünkü ihtiyacı da böyle yayın organları, araştırma kurumları olsa gerektir. Kaynaklar
Aça, Mehmet (2003). Orta Asya’da Uluslaşma Süreci ve Türkiyât Araştırmalarında Rus İlminskiy ve Ardıllarının Rolü, Orta Asya’nın Sosyo-Kültürel Sorunları: Kimlik, İslâm, Milliyet ve Etnisite, (Haz. Ertan Efegil-Pınar Akçalı), İstanbul: Gündoğan Yayınları, 23-68. Ceylan, Cemil (2005). İsmail Hakkı Akay’ın Türk Dili Gazetesi’nde Çıkmış Yazıları, Balıkesir: BAÜ FEF Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Bitirme Tezi. Duymaz, Ali (2000), Cumhuriyetin İlk
Yıllarında Balıkesir Basınında Halk Edebiyatı ve Folklor Tartışmaları, II. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu. Evliyaoğlu, Sait-Şerif Baykurt (1988). Türk Halkbilimi, Ankara: Ofset Reprödüksiyon Matbaacılık. (2. bs.). Nurmmemedoğlu, Annaguli (1999). Kayı’nın Oğullarından Karakeçililer, Türk Kültüründe Karakeçililer Uluslar arası Bilgi Şöleni Bildirileri (3 Haziran 1999-Şanlıurfa), Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 44-49 Yurdakök, Abdullah (1992).
Balıkesir Basın Tarihi (1886-1991), Balıkesir Ziya Gökalp (1981). Makaleler VIII, (Haz. Ferit Ragıp Tuncor), Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
|