Cumhuriyetin İlk Yıllarında Balıkesir Basınında Halk Edebiyatı ve Folklor Tartışmaları
II. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu,
31 Mayıs-02 Haziran 2000, Balıkesir Üniversitesi, BALIKESİR
Giriş
Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışının mukadder görülmeye başlandığı yıllardan itibaren hem ülke içindeki doğal şartlar, hem de dikkatlerimizi yönelttiğimiz Batı Avrupa'nın etkisi, halkçılık ve milliyetçilik gibi değerleri öne çıkarmaya başlamıştır. Bu arada gelişen iletişim teknolojisi de gazete ve dergi gibi etkili yayın organlarıyla halkın bilgilendirilmesinde önemli roller oynamaya başlamıştı. İşte bu noktada ülkemizde de gerek bilim ve düşünce hayatında, gerekse edebiyat hayatında
dikkatler halk hayatına yöneltilmiştir. İlk olarak İngiliz araştırıcı William John Thoms tarafından 1846 yılında ortaya atılan ve dilimizde halkıyat, halkbilgisi, hikmet-i avam, halkbilimi gibi çeşitli terimlerle karşılanmaya çalışılan folklor ve onun paralelinde gelişen halk edebiyatı kavramı, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren, önceleri olumsuz ve muğlak olsa da, ülkemizde de ilgi görmeye başlamıştır. Ziya Gökalp’in Halka Doğru dergisinde 23 Temmuz 1913’te yayımladığı Halk Medeniyeti I Başlangıç başlıklı yazısına kadar bilimsel anlamda bir folklor anlayışından bahsetmek zordur. Ancak tabiî ki,
bütün edebiyat ve dil yâdigârlarımızda folklorumuzun izlerine rastlamaktayız. Orhun anıtları, Kutadgu Bilig, Divânü Lûgat’it-Türk, Dede Korkut Kitabı, Evliya Çelebi Seyahatnâmesi ve daha pek çok eser, Türk folkloru açısından çok önemli malzemeler taşımaktadır. Ama Türkiye’de folklorun bir bilim dalı olarak bilinmesi 1913’ten sonra Ziya Gökalp, M. Fuad Köprülü, Rıza Tevfik gibi araştırıcılar sayesinde olmuştur. Folklor derneklerinin ve dergilerinin kuruluşu, derleme gezilerinin başlaması ve daha sonra üniversitelerimizin konuya el atışıyla bugüne gelinmiştir.
1. Balıkesir Basın Hayatı ve Edebî Dergiler
Yayımlanan dergi ve gazetelerin kalitesiyle, ülke çapında şöhret bulmuş yazar ve şairleriyle Balıkesir basın ve yayın hayatı, tarih bakımından da oldukça eskiye dayanmaktadır. 1881'de vilayet olan Karesi, 1886'da ilk matbaasına kavuşmuş, bu matbaada Balıkesir'in ilk gazetesi olan
Karesi de aynı tarihten itibaren yayımlanmaya başlamıştır. Daha sonra 1892'de ilk özel matbaanın tesisiyle basım ve yayın faaliyetleri artarak sürmüştür. Balıkesir il merkezinde 1886'dan bugüne 30 kadar gazete, çeşitli sürelerle yayımlanmış ve kapanmıştır. Bugün ise on civarında mahalli gazete yayınını sürdürmektedir. Vilayet Matbaası'nın kurulmasıyla canlanan basın ve yayın hayatı edebî dergicilikte de Balıkesir'i bir cazibe merkezi haline getirmiştir. Bu dergilerin
ilki 15 Mart 1923'te yayın hayatına atılan Dilek'ti. Onu Çağlayan, Irmak, Gençleryolu, Kaynak gibi dergiler izlemiştir. Biz bu bildirimizde bu beş dergide yer alan halk edebiyatı ve folklor tartışmalarıyla ilgili yazıları değerlendirmeye çalışacağız. Önce kısaca dergilerle ilgili bir hatırlatma yapmak istiyoruz:
1.1 Dilek Dergisi:
15 Mart 1923'te yayımlanmaya başlayan Dilek dergisi, altı sayı çıkmış ve 1 Haziran 1923'te yayınına son vermiştir. Edebiyattan ziraata pek çok konuda yazı yayımlanan dergi, kendi ifadesiyle ilim, fen, sanat, ahlâk, felsefe konularını muhtevi bir halk dergisiydi ve sütunlarını kadınlara açması bakımından da ilkler arasındaydı. Yayın politikası itibariyle cumhuriyetin inkılapçı ve halkçı yönünü temsil eden dergide şair Ruhi Naci'ye şiirlerini Türkçe ve hece vezniyle yazması bile ihtar
edilebiliyordu.
1.2 Çağlayan Dergisi:
20 Ekim 1925'ten itibaren Dilek'in yerini Çağlayan dergisi alır. "Edebî ve ilmî mecmua" olarak yayın hayatına atılan Çağlayan, mahallî ile millîyi birleştiren bir politika takip etmiştir. Çağlayan
dergisinin yayın hayatına başladığı yıllar, ülkenin belirsizlik içinde olduğu yıllardır. Ülke, büyük bir savaştan çıkmış, yeni bir devlet kurulmuştu. Bu belirsizliğin sebeplerinden birisi, yeni kurulmuş olan devletin hangi siyasî ve kültürel politikaları uygulayacağıydı. Bu kargaşa ortamında birçok fikirler ortaya sürülmüş ve bu fikirlerin olurları, olmazları tartışılmıştır. İşte Çağlayan dergisi, bu ortamda, edebiyat ve dil alanında nasıl bir politika izlenmesi gerektiği konusunda görüşler öne sürmüştür. Bu dönemin tartışma konuları, dil, millî edebiyat, halk edebiyatı ve alfabedir. “Millî Edebiyat” ancak “Millî zevki terennüm eden
edebiyattır.” ilkesini benimsemiş olan Çağlayan, 1925 yılında Orhan Şaik (Gökyay)’ın müdürlüğünde yayın hayatına atılmıştır. Dergi, eski harflerle 15 sayı olarak çıkmıştır. Aslında yerel bir dergi görünümünde olan Çağlayan, yaptığı ilkeli yayıncılıkla, yurt sathında ismini duyurmayı başarmış ve yerel bir derginin ulaşamayacağı üne ulaşmıştır.
1.3 Irmak Dergisi:
Çağlayan'dan sonra 15 Şubat 1928'de Irmak dergisi yayın hayatın atılır. Bu dergiler gerek tarih, gerek yazar, şair ve dergi idarecileri, gerekse yayın çizgileri itibariyle birbirinin takipçisi özelliği göstermektedirler. Derginin sorumlu müdürü Esat Adil'in kaleminden yayın çizgisi şöyle belirtilmektedir: "Irmak, sanat ve edebiyat hususunda kendimize iki yol çizdi. Biri edebî, sanaî harsımızı faal kılabilmek, diğeri millî edebiyatımızın teşekkül ve tekâmülüne hizmet etmektir. Bu iki emelin tahakkuku için Anadolu halk edebiyatı hazinelerine el atmak, halk ve saz şairlerinin eserlerini, deyişleri, manileri,
türküleri, koşmaları, destanları, kayabaşlarını, darb-ı mesellerini, söz temsillerini, masalları, efsaneleri, tekerlemeleri araştırmak, toplamak; bugün kısmen unutulan, kısmen terk edilen ve son devirlerini yaşayan mevzii veya umumî sanaimizin mahiyetini, vasıflarını, hususiyetlerini tespit etmek, aynı zamanda millî harsımıza müteallik anane, adet ve örflerimizi arayıp bulmak ve bilmek, edebî harsımızda mühim bir mevki işgal eden havas şairlerimizin divanlarını, edebî varlığımızda onların rolünü de ihmal etmemek, diğer taraftan bu suretle faal bir harsa istinat edecek olan asıl edebiyatımızın inkişafına yardım etmek. “Irmak” bu kadar
muazzam işleri başarmak iddiasında değil fakat, hülyasındadır. Bu hülya kalplerimiz, dimağlarımız arasında gide gele, gide gele mefkûresini dokuyacaktır.". Irmak dergisi yayımladığı yazı ve şiirlerle bunun için gayret etmiştir. Derginin sayfaları arasında Kaşgarlı Mahmut ve eserinden, ahilerden, örflerden, cönklerden bahseden yazıların yanı sıra halk şiirinden istifadeyle yazılmış yeni şiir örneklerine sıkça rastlamaktayız. 15 Kasım 1928'de yeni harflerle yayın
yapmak üzere yayınına ara verdiğini ilan eden Irmak, bir daha çıkmaz.
1.4 Gençleryolu Dergisi:
Harf inkılabı sonrasında 28 Şubat 1929'da Gençleryolu dergisi yayın hayatına atılır. Eminittin Çeliköz’ün imtiyaz sahipliğini yaptığı derginin mesul müdürleri Doktor Nefi Etem ve Süreyya Bey’dir. 1929-1932 yılları arasında
78 sayı olarak çıkan Gençleryolu’nda özellikle Mehmet Gazali’nin dil ve folklor yazıları dikkati çekmektedir. Ancak derginin asıl amacı yeni harfleri yaymak ve eğitime katkıda bulunmaktır. Bu açıdan bir yandan edebî mahsuller yayımlanırken diğer yandan orta dereceli okul öğrencilerinin yazı ve şiir denemeleri yayımlanır.
1.5. Kaynak Dergisi:
Gençleryolu dergisinin 1932’de kapanmasıyla ortaya çıkan boşluk Şubat 1933’te yayına başlayan Kaynak dergisi tarafından doldurulmuştur. Kaynak, Balıkesir Halkevi tarafından 168 sayı olarak çıkarılmıştır. Balıkesir folkloruna ait pek çok derleme ve incelemenin yayımlandığı Kaynak, özellikle 1933-1940 arasındaki sayılarıyla bu açıdan önemli bir dergi hüviyeti taşımaktadır. Kaynak'ın kendisinden önceki dergilerden farkı, resmî bir kurumun yayın organı olmasıydı. Ayrıca Cumhuriyet Halk Fırkası'nın ve dolayısıyla Halkevleri'nin siyasî tercihlerinin değişmesi dergiyi de etkilemiş, "millî kültür" yerini yavaş yavaş
çiğ bir köylü romantizmine terk etmiştir. Kaynak'ın tekrar çıkarılması girişimleri olmuşsa da pek başarılı olunamamıştır.
İlimizde 1950'lerden sonra çıkan dergilerde ise bu gibi hassasiyetlerin gösterildiğini söylemek pek mümkün değildir. Zaten bu tarihten itibaren ülkemizde de "millî kültür" iyice yozlaştırılmış, onun yerini "kitle kültürü" almaya başlamıştır.
2. Halk Edebiyatı ve Folklor Tartışmaları
Kısaca tanıtmaya çalıştığımız bu dergileri genel olarak değerlendirirsek hemen hepsinin henüz sınırları tam olarak çizilmemiş "millî edebiyat"ı hedeflediklerini, bu hedefe ulaşmak için divan edebiyatını zaman zaman aşırıya kaçacak derecede tenkit etmelerine rağmen bir edebî miras olarak kabul ettiklerini, millî edebiyatın oluşumunda asıl kaynak olarak ise halk edebiyatını gördüklerini söyleyebiliriz. Bu dergilerde teorik yazılar olmakla
birlikte daha çok derleme, değerlendirme ve uygulamalar karşımıza çıkmaktadır. Çünkü henüz bir çok kavram yerine oturmamıştır. Siyasî ve fikrî olarak halkçılık, milliyetçilik, inkılapçılık gibi kavramlar kullanılmaktadır, ancak bu kavramların içi de yeterince dolu değildir.
Dil ve edebiyat münakaşalarında da kafalar net değildir. Divan edebiyatı ve Osmanlı Türkçesi ağır tenkitler almakla birlikte pek çok noktada vaz geçilmezliğini korumaktadır. Folklor ve halk edebiyatı kavramlarının da
bazen sadece âşık şiirini, bazen de anonim eserleri ifade edecek şekilde kullanıldığını görmekteyiz. Kısacası geçiş döneminin izleri her şartta kendini hissettirmekte, düşünceler yüzeysel boyutta kalmaktadır. Aslında bunlar sadece Balıkesir kültür ortamının değil ülkenin genel sorunlarıdır. Buna rağmen belirli bir istikamet tespit ve tayin edilmiştir ve baştan beri saydığımız dergiler genel tavırları itibariyle bu istikameti takip etmektedirler.
Balıkesir'de cumhuriyetin ilk yıllarında
yayın yapan dergilerde dil, edebiyat ve sanat münakaşaları yapılırken üzerinde en çok durulan konular arasında millî edebiyat, halk edebiyatı meseleleri gelmektedir. Bildirimizde konu edindiğimiz halk edebiyatı ve folklor tartışmaları iki boyut taşımaktadır.
2.1 Millî Edebiyat Kavramı Üzerindeki Tartışmalar:
Bu tartışmalardan ilki
halk edebiyatının "millî hars" açısından divan edebiyatına tercihi meselesidir. Divan edebiyatını "kapıkulu edebiyatı" veya "zümre edebiyatı" olarak değerlendiren bazı şair ve yazarlar, halk edebiyatını "millî edebiyat" olarak sunmuşlardır. Bazı yazarlar ise daha ılımlı bir yol izlemeyi tercih etmişlerdir.
Bu konudaki ilk yazılardan biri Ruhi Naci Sağdıç'a aittir. Sağdıç, Çağlayan dergisinin 10. sayısında yazdığı "Halk Edebiyatı Münakaşası" başlıklı yazısını Halk Gazetesi'nde
yürütülen tartışmaya binaen kaleme almıştır. Halk Gazetesi'nin iddiasını "Artık dünkü kapıkulu edebiyatını gömmeliyiz, yeni edebiyatımızla mutlaka ve ancak halka hitap etmeliyiz" sözleriyle özetleyen Ruhi Naci, eskilik-yenilik tartışmasında ifrat ve tefrite kaçıldığını belirterek gazetecilik mesleğinin de konuyu bu noktalara getirdiğini ekliyor. Ruhi Naci, divan edebiyatı temsilcilerinin konularını "vicdan-ı millî"den alamamasını, "dinimizdeki, idaremizdeki mahsusat-ı mütemessilemiz, hüviyet-i asliyemize galebe çalmıştır" diyerek dinî ve idarî sebeplere bağlıyor. Bunun en önemli aracının dil olduğunu ve dilin de Arapça ve
Farsça'nın fazlasıyla etkisi altında kaldığını kabul ediyor. Daha sonra halk edebiyatını değerlendiren Ruhi Naci, "istidad-ı millîmizin tabiî mahsullerinin zaman yığınlarının altında, nisyan mezarlarının içinde eriyip çürüdüğünü" belirterek elimizde "hamasiyat namına destanlar, garamiyat namına da manilerden başka" bir şey kalmadığını ifade ediyor. Ruhi Naci, sonuçta eski edebiyatı reddin, halk edebiyatını da kabulün anlık bir mesele olmadığını; idarî ve sosyal hayatta yeni bir döneme girdiğimizi, bu dönemin kendine has yeni bir edebiyatı olacağını, millî üslûbu da bu devrin sanatkârlarının oluşturacağını ifade ediyor.
Ruhi Naci'nin görüşlerine paralel bir görüş de Esat Adil'den gelir: Esat Adil, sorumlu müdürlüğünü yaptığı Irmak dergisinde yazdığı yazıda divan edebiyatı ile halk edebiyatı arasında bir tercih yapmaktan ziyade bu iki edebiyattan da istifadeyle "millî edebiyat" oluşturmak gerektiğini belirtir: "Acem, kısmen Arap nüfuzu altında yükselen divan edebiyatımızın şaşaa ve tahakkümü karşısında, halkın edebî sanatının yaşadığını görüyoruz. Birbirinden ayrı iki sanat mihverinde dönen bu
iki edebiyat küresinin taşıdığı ruhun da ayrı olduğunu iddia bir hakikatin ifadesi değildir. Bu ayrılık olsa olsa üslûp ve şekilden ibarettir. Halk ve Divan Edebiyatı namıyla yapılan tefrikaların mahiyeti ancak bu nokta-i nazardan doğrudur. Yoksa Yunus Emre kadar Gevheri de edebî hırsımızı işleyen ve dokuyanlardandır.
A benim bahtı yarim
Gönlümün tahtı yarim
Yüzünde göz izi var
Sana kim baktı yarim
kıtası kadar
“Bela ender beladır dilde derd ü aşk yarama
yazıklar ana kim bir böyle sevdadan müberradır”
beyti bizden, ruhumuzdan, zevkimizden bir parça taşımaktadır. Bunlardan birine “bizim değil” demek nasıl mümkün olur. Filhakika hürmet ve itiraf edilmesi lazım gelen bir hakikat vardır. O da sanat tarihimizin bilhassa edebiyat
faslında göze çarpan hedefsizliktir. Fakat bunu mazur gösterecek sebep bizzat içtimai hayatımız değil midir? Daha düne kadar millet telakkilerimizdeki sakatlığı, noksanlığı nazar-ı dikkate alırsak edebiyatımızda niçin mana-yı ilmiyesiyle millileşemediğini kolayca anlarız.
Teceddüt devrinden itibaren doğan bütün edebî mekteplerin ortaya koydukları yalnız şekil yenilikleri değildir. Onların garptan getirdikleri (örneklerin) şairlerimiz
üzerindeki hayır-kar tesirini görmek lazımdır. Gerek halk,gerek divan edebiyatını klasikliğini istihlaf eden bu teceddütlerin edebî harsımıza tesirleri maalesef pek derin olmadı. Zira bu teceddütler- tıpkı Acem ve Arap’tan mülhem olan divancılar gibi garptan aynen kullanmak istediler. Onu milli zevklerimize uydurmayı, benliklerinde temsil etmeyi pek beceremediler. Bilhassa Fecr-i Ati mektebi bunun içindir ki edebiyat alemimizde doğup sönen bir yıldız oldu. Fakat bu yıldızın doğup batması bile sanatımızın bir seyrinden başka .bir şey değildir.
Bugün içtimai hayatımızın telakkilerindeki başkalık bilhassa milli şuurumuzun inkişafı yeni bir edebî cereyan yarattı. Buna “Milli Edebiyat” dediler.".
Müstecabizade Esat Adil, "Halk Bilgisi Derneği" başlıklı yazısında da konuya değinmektedir. Esat Adil, "İnkılabımızın kuvvet, bilhassa inkişaf bahşettiği müesseselerden birinin de “milliyetçilik” olduğuna şüphe yoktur." sözleriyle başladığı yazısında siyasî ve idarî yapıda "millî harsın" faaliyete geçmesiyle ilgili değişiklikleri özetledikten sonra sözü Halk Bilgisi Derneği'ne getirir. Derneğin "vatanımızdaki topluluğun ilmen tarifine sığar bir millet haline gelebilmesi için" gerekli olan "millî harsın hazinelerini arayacakların derneği" olduğu ifade ederek yazısını "Irmak, kendi mecrasının “Halk
Bilgisi Derneği”nin gayesine doğru uzandığını görmekle bahtiyar ve derneğin kendisine ayıracağı faaliyet hissesini şükranla kabule amadedir." sözleriyle tamamlamaktadır. Gerçekten de Irmak'ta halk edebiyatıyla ilgili bir çok yazı ve halk tarzı yazılmış şiir yayımlanmıştır.
Ruhi Naci
ile Esat Adil'in görüşlerinden bir yönüyle ayrılarak divan edebiyatına karşı daha sert tutum takınan yazarlar da olmuştur. Bunlar içinde Nurettin İbrahim adında bir şahsın yazıları dikkat çekmektedir. Adına başka yerde pek rastlamadığımız Nurettin İbrahim, "Üstad-ı Muhterem Veled Çelebi Efendi'ye" ithafen yazdığı "Anadolu'da Halk Şiirleri" başlıklı yazısında gerçek "millî edebiyat"ın "halk edebiyatı" olması gerektiği tezini işlemektedir. Yazar, "eski şairlerimizle üdeba geçinenlerimiz halkın derunî duygularıyla vücuda getirdikleri şiirlerle istihfaf ederlerdi. Onların nazarında edebiyat Acemce, Arapça cümlelerle terekküp
etmiş şiirlerdi." sözleriyle başlayan yazısına şöyle devam etmektedir: "Uzun ve yorucu senelerden sonra teceddüt şâirleri arasında bir aralık “Millî Edebiyât” münâkaşaları başladı. Fakat bu zümrede “Halk Edebiyâtı”nı kâfi derecede ihâta ve takdir edemediler. Yalnız Ziyâ Paşa bizim millî şiirimizin Anadolu’nun hür ovalarında Hüdâyî-nâbit olarak yetişen şâirlerin “mânî” “deyiş”, “üçleme” ve “kayabaşı” gibi tabîr ettikleri nazımlar olduğunu ortaya atmıştı. Bunun hakîkatini takdîr edemeyen veyâhut etmek istemeyen şairlerimiz avâm şiirlerinin, şarkılarının millî olamayacağını “Enderûn Edebiyâtı”ndan başka Millî Edebiyât olmadığını iddiâ
cesâretinde bulundular.". Nurettin İbrahim, Bayburtlu Zihni'nin şiirini ve "kara koyun" efsanesini örnekleyerek "millî edebiyat" kavramına uygun edebiyatın "halk edebiyatı" olduğunu ifade etmektedir.
Nurettin İbrahim'in ikinci yazısı daha kapsamlı ve teorik bir yapı göstermektedir. Burada folklordan, Darü'l-Elhân'ın
derlemelerinden, derleme tekniklerinden ve ülke dışındaki folklor çalışmalarından da değinmelerle olsa da söz edilmektedir. Yazar, "halkın manevi sesini duymak olarak" ifade ettiği halk edebiyatına ilgiyi "halkçı bir milletin en büyük vazife-i vataniyesi" olarak değerlendirmektedir. Daha sonra "Köylülerin, halkın hayat-ı hususiyelerini layıkıyla anlamaya en ziyade “Folklor” hizmet etmektedir." diyerek Avrupa'daki çalışmalara değinen N. İbrahim, Darü'l-Elhân'ın derleyip yayımladığı "Anadolu Halk Şarkıları" defteri karşısında duyduğu memnuniyeti belirtmektedir. Yazısının sonlarına doğru, folklor, halk bilgisi ve halk
edebiyatı kavramlarını birbirinin yerine kullanan yazar, bir de tanımlama yapar: "Halk edebiyatı yalnız şiirle şarkıdan ibaret değildir. Halk şiirleri, ananeleri, rivâyetleri, hikâyeleri, adâtı, itikâtları, masalları şarkıları gibi bir çok mevzûlardan terkip etmiştir. Halk bilgicileri bunları vâsi’ bir tetkîk zemininden sonra elde etmektedirler. Avrupa “Folklorist”lerinin muntazam tasnif edilmiş koleksiyonları en mühim bir yerini işgal etmektedir. Halk bilgicileri kendi meslekleri ve tetebbu sahalarında anladıkları mevzu üzerlerinde tetkîkât icrâ eder ve bunların tahlîlini, tenkîtini yaparlar.". Bu tanım, halk edebiyatı kavramının
karşılığı olarak yapılmıştır, ancak yazarın cümlesi içinde bunun aslında halk bilgisi ya da folklor tanımı olduğu açıkça görülecektir. Karacaoğlan, Yunus Emre, Kemal Ümmî, Eşref-i Rumî, Şemî, Dertli gibi halk şairlerinin halk edebiyatının önemli bir kısmını işgal ettiğini de ifade eden N. İbrahim, Çağlayan dergisindeki bu iki yazısıyla biraz dağınık da olsa folklor ve halk edebiyatı kavramını bugünkü anlayışa yakın bir şekilde kullanmaktadır.
Bu görüşleri genel olarak değerlendirirsek iki noktada toplandığı görülür. İlki, siyasî ve sosyal şartların değişmesiyle yeni ve "millî bir edebiyat"ın doğuşunu mukadder gören Ruhi Naci ve Esat Adil gibi yazarların düşüncesidir. Bu düşüncede olanlar divan edebiyatını tahkir ve reddetmek yerine onu bir edebî miras olarak görmek gerektiğini, ancak yeni oluşacak "millî edebiyat"ın yapı malzemesinin halk edebiyatı olduğu, buna eski divan edebiyatından ve batı edebiyatından katkılar olabileceğini kabul etmektedirler.
İkinci görüş, birinci görüşten sadece divan edebiyatı karşısında aldığı olumsuz tavırla farklılaşır. Nurettin İbrahim'in temsil ettiği bu görüşte Batı'da gelişen folklor kavramı doğrultusunda Türkiye'de de çalışmalar yapılmalı ve edebiyat esasını buradan almalıdır.
2.2 Halk Edebiyatı-Köy Edebiyatı Tartışması:
İkinci tartışma ise halk edebiyatı kavramı etrafında gerçekleşmiştir. Halk ve köylü kavramlarından hareketle halk edebiyatı mı, köy edebiyatı mı şeklindeki bu tartışma da o günlerin bilgisiyle insanları uzun boylu meşgul etmiştir. Bu tartışma Balıkesir folkloru üzerine derleme ve değerlendirme çalışmaları görülen İsmail Hakkı Akay [Kadızade, Kadıoğlu] ile Ali Osman Balkır arasında meydana gelmiştir. Tartışmaya sebep olan yazı İ. Hakkı Akay'ın "Köy Edebiyatı" başlığı altında Kaynak'ın 22. sayısında çıkan değerlendirmesidir.
Bu yazıya karşılık Osman Balkır, "Köy mü? Halk mı?" başlıklı bir yazı yazar. Akay, son olarak Balkır'a hitaben "Kısa Bir Cevap" yazar.
Osman Balkır, "Köy mü? Halk mı?" başlıklı yazısında İ. H. Akay'ın "Köy Edebiyatı" kavramına karşı çıkarak bundan kastedilenin aslında "folklor" veya "halk edebiyatı" olduğunu, "köy edebiyatı" kavramının ise daha çok "köy hayatından alınan mevzularla bezenmiş edebî yazılar" olması gerektiğini ifade etmektedir. Osman Balkır daha sonra şöyle devam ediyor: "H. Akay’ın öteden beri olduğu gibi bu kez de bize verdiği ve mahalli
konuşuş ile tesbit edilmiş bir kaç maniyi ve türküleri Köy Edebiyatı diye adlandırıyor. Halbuki bunlar birer folklor eseridir. Folklorda ise Köy Edebiyatı diye bir edebiyat yoktur, Halk Edebiyatı vardır. Arkadaşımız bu halk eserlerini Köy Edebiyatı diye adlandırmakla bütün o eserleri köylülere tahsis etmek istiyor. Fakat şüphesiz ki, bunların içinde bir çoğu vardır ki şehirlerden köylere gitmiş ve köylerden şehirlere gelmiştir. Bu itibarla bu halk eserleri köy ile şehir arasında bir mübadele yapmışlardır. yani köylüler şehirlilerden şehirliler de köylülerden bir çok eserler almışlardır. Bu mübadele işi iki şekilde meydana gelmiştir.
Ya olduğu gibi, yahut bazı kelime ve mısralarını değiştirerek almak suretiyle. Şu halde bütün bu eserlere genel bir ad vermek doğru olmaz mı? Verilecek ad ise Halk Edebiyatından başka ne olabilir?”
İ. H. Akay, Balkır'ın bu yazısına verdiği cevapta konu dışına çıkarak tenkidin bir ilim olduğu, birisini tenkit etmenin kolay olmadığı noktasına geliyor. Balkır'ın düşüncelerine verdiği cevap ise halkın umumi bir tabir olduğu, köyün ise bir
hususiyet ifade ettiği şeklindedir. Halkın dörtte üçünün köylülerden oluştuğunu, "halkçılık"tan maksadın da "köycülük" olduğunu ifade eden Akay, bir Rus edibinin kendilerinden istediği köy edebiyatı örneği olarak köy manilerini yazdığını, bu manilerdeki köy diliyle yazılmış kelimeleri değiştirmekle şehre mal etmeyi doğru bulmadığını da eklemektedir. Akay, sonuçta "Köy Edebiyatı" kavramında ısrar ettiğini ifade etmektedir.
Bu tartışma da
gösteriyor ki o yıllarda yeni bir bilgi ve ilgi alanı olan folklor, halk edebiyatı gibi kavramlar bütün yönleriyle araştırılmış, incelenmiş ve sınırları çizilmiş kavramlar değildir. Bunlar biraz Avrupa'dan gelen bilgi ve düşüncelerin etkisi, biraz da Anadolu'dan bulunan malzemeye bağlı olarak el yordamıyla yapılan samimi değerlendirmelerdir. Konuyu tartışan iki değerli kişinin ortak noktası da gerek derleme, gerekse telif olsun yazdıkları eserlerin hemen hepsinde "halk kültürü"ne yaslanmış olmalarıdır. Şüphesiz ki bu samimi gayretler ve çalışmalar olmasaydı folklor ve halk edebiyatımız bugünkü konumunda olmazdı.
Sonuç
Balıkesir'de 1923'ten itibaren beş yıl boyunca eski harflerle yayın yapan Dilek, Çağlayan ve Irmak dergileri ile 1928'den 1949'a kadar yeni harflerle yayımlanan Gençleryolu ve Kaynak dergileri, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kültür ve edebiyat anlayışına uygun olarak "millî kültür" oluşturma gayretleri içinde olmuşlardır. "Millî kültür"ün kaynağı olarak da tarihî mirası toptan
reddetmeden Osmanlı Devlet yapısında ihmal edilmiş olan halk kültürünü ve halk edebiyatını kabul etmişlerdir. Bu itibarla yayın politikalarında "halkçı", "milliyetçi" ve "inkılapçı" bir çizgi takip etmişler; dilde, edebiyatta, kültürde ve sanatta halka ait olan malzemeye ağırlık vermişler, ağızlardan ve cönklerden derlemelere, halk şiiri tarzında eserler kaleme almaya önem vermişlerdir. Bu konuda teorik bilgi ve tartışmalar da dergilerin sayfalarında yer almış, hatta tartışmalara yol açmıştır. Kısacası Balıkesir'de yayımlanan edebî dergiler "millî edebiyat" oluşturmanın hem fikrî yönünü belirleyici, hem de uygulayıcısı olarak Türkiye
Cumhuriyeti devletinin kültür politikalarına paralel bir çizgi izlemişlerdir. Balıkesir'in 1950'lerden sonraki ihtiyacı da böyle yayın organları olsa gerektir.