|
Kültür Hayatı Balıkesir Kültür Hayatı
Balıkesirim, Balıkesir Belediyesi Bülteni, 2005, s. 61-65.
Bir şehrin kültür hayatı, elbette ki içinde bulunduğu ülkeden ve dünyadan ayrı düşünülemez. Bu açıdan ben konuya güncel ve genel bir kültür profili çizerek başlamak istiyorum. Bu profil belki biraz tenkit ağırlıklı olacaktır, ama mevcut durumdan memnun olmadığımız düşünülürse eleştirinin gerekli olduğu ortadadır. 1990’ların iki kutuplu dünyasından “yeni dünya düzeni”nin ısınma turları attığı 2000’li yıllara girdiğimiz günümüzde siyasî, ekonomik, stratejik politikaların yanında kültür politikaları ikinci plana atılmış gibi
görünüyor. En azından bizim gibi politikaları belirleme gücünü kendinde bulamayan ülkeler, teslimiyetçi bir tavır içinde gelişmeleri izlemekle yetiniyor. Belirleyici olmak bir tarafa, dayatılan politikalar ve tabiî ki bu politikaların kültürel yansımalarını kabul veya ret etme noktasında bile kendimizde tartışacak bir güç bulamıyoruz. Kavramlar prestijleriyle birlikte geliyor ve tabir caizse bizleri teslim alıyor. Hiç birimiz “globalleşme” denilen ve kültürel boyutları bizi çoktan etkilemeye başlamış olan kavrama “küreselleşme” diye Türkçe çeviri bir ad bulmaktan öte bir şey yapabilmiş değiliz. Hepimiz ülkemizin imparatorluk
kalıntılarından oluşan kültürel, etnik, dinî ve mezhebi bir “cennet” veya “mozayik” olduğu şeklindeki, oryantalizmin kazanında yeni pişirilmiş gibi görünen, fakat aslında önümüze ısıtılıp ısıtılıp defalarca sunulan düşünceye karşı kaba bir “ret” veya mal bulmuş mağribi gibi sevindirik bir “evet”ten başka tepki geliştiremedik. “Küresel fast-food”larda yemek yemenin dayanılmaz hafifliği içimizi kapladı, “kurtarılmış global bölgeler”de “egzotik” gezintiler yapmanın itibarı hepimizi sardı, İngilizce kelimeleri Amerikan tarzı telaffuzlarla entelektüel tatmin mekanizmamızı çalıştırmak çok sevdiğimiz bir üslûp haline geldi.
Bir yandan bu şekilde “küresel” tavırlar sergilenirken diğer yandan farkına varamadığımız bir çelişkiyle alabildiğine kapalı ve dar bir “mahalli kültürcülük” aldı yürüdü. Mahallî ağız ve şivelerle konuşmak, tarihin ortak zaferlerinden mahallî burjuva veya eşrafa yeni imajlar biçmek moda oldu. Sivil bir toplum örgütlenmesi mi yoksa içimizdeki “klan” ruhunun hortlaması mı bilinmez bir “hemşehrilik” duygusu, her türlü değerin ötesinde önem kazanmaya başladı. İçi boşaltılmış ve artık bir “zulüm” halini almış görenekler ısrarla sürdürülmeye çalışılıyor. Ortak kültür yerine argolaşmış
hippi kültürü üst kültür halini almaya başladı. Daha doğrusu global Anglo-Sakson kültürünün ezici hakimiyetini kabul ile dar, mahallî ve kapalı bir kültür alanına sığınmak arasında sıkışıp kalmış bir ülkenin insanları konumundayız. Bu durum bizi uluslararası sermayenin ve bu sermayenin dayattığı politikaların karşısında tepkisizleştirmekten ve yumuşatılmış bir alan oluşturmaktan başka işe yaramıyor. Üstelik ülkemiz insanının çimentosunu yavaş yavaş çözüyor, sosyal bağlar zayıflıyor, kısacası millet olmaktan çıkıyor, kitleleşiyor, hatta sürüleşiyoruz. İletişim ve ulaşım başta
olmak üzere teknolojinin gelişmesi, buna paralel olarak hızlı kentleşme, geleneksel toplum dokumuzu dağıttı. Artık geleneğimizin sosyal dokusunu oluşturan “cemaatçi” ve “dayanışmacı” sosyal gruplarla hayatımızı idame ettirmek imkânsız hâle geldi. Eğitim ve kültürlenme yetersizliği ekonomik zayıflıkla birleşince insanlarımız, kaliteli ve üretken bireyler haline de gelemedi. Bu bakımdan yüzeysel referanslarla “alt gruplar”a bölünmeye, farklılıklarımızı müştereklerimize tercih etmeye başladık. Kendimizi ne kadar dar ve kapalı bir toplum grubunda ifade edersek o kadar rahat ve korunma altında olduğumuzu zannettik. Bu şeklî gruplara bir de
“sivil toplum örgütü” gibi çağdaş yaftalar taktık. Modernleşmeyi anlayamadık, modernleşemedik. Bütün bunlardan şu noktaya gelmek istiyorum. Halk kültürü, yapısı itibariyle mahallîdir, ancak bir müşterekliği, bir ortak tavır alışı ve millî kültür için kaynaklık temin edişi ifade eder. Bütün gelişmiş ülkeler “rönesans”larını halk kültürü temeli üzerine kurmuşlardır. Halk kültürünü “tehzip” ederek millî kültür haline getirmişlerdir. Biz 1950’lerden itibaren köyleri şehirlere taşıyıp gecekondulaştırarak müşterek halkı da, bu halkın kültürünü de bitirdik. İçimizde gecekondulara
gelen halkın değerlerinin, kent seçkinlerinin snop kültürünü millileştireceğini sananlar da oldu. Ancak görüldü ki gecekondu ve yoksulluk kültürü, dar bir mezhepçilik, etnikçilik ve hatta muhalif söylemlerle üslûplaşan ve Marksizm aşısıyla aşılanmış sözde “İslâmî” kaynaklı terör örgütlerine zeminlik teşkil etmekten öte siyasallaşamadı. Genel bir çoğunluk ise, bir üst ve ortak millî kültürümüz olmadığı için günlük ihtiyaçlara dayanan “kitle kültürü”nü benimsemek durumunda kaldı. Kitle ise halk gibi ortak değerlere yaslanan bir sosyal yapılanma değildir, anlık ihtiyaçlardan kaynaklanan, yönlendirilebilen seyyal bir yapılanmadır.
Ülkemizde teknokrat ve bürokrat kökenli, sosyal ve beşerî bilimleri bilimden bile saymayan “pozitivist” aydınımızın kültürel aymazlığı, cıvık cıvık bir kitle kültürünü cazibe noktası haline getirdi. Velhasıl herkes ülkemizi ya Beyoğlu ya Çarşamba ya da Ümraniye mahallesi gibi metropol İstanbul’un simgesel alanlarına dönüştürmek için çabalar oldu. Bütün bu hususlar ışığında Balıkesir’e yaklaşmak daha uygun olacaktır kanaatindeyim. Çünkü tarihinde beylik, sancaklık ve en sonunda vilayetlik kazanan ve halen Cumhuriyetin güzide illerinden biri olarak yaşamaya devam eden Balıkesir,
resmî statülerinde bir takım değişiklik olmakla birlikte sosyolojik olarak bir kasaba kültürünün ötesine geçememiştir. Küçük esnafı en çok olan illerden biridir Balıkesir, bir kısmımız bununla övünür de. Ama kimse bunun aslında bir zafiyet olduğunu düşünmez. Bu yüzden bakkallarımız ağlayıp sızlanıp devletten bir şeyler beklerken İzmir’in, Bursa’nın market şubeleri Balıkesir’in sermayesini habire kendi şehirlerine taşımaktadır. Semt pazarının çok olmasıyla övünür şehrimiz. Köylü ekmeği saygıdeğer folklorik bir değer değil de, adeta birinci sınıf sanayi mamulüdür ve popüler politik arenanın temel malzemelerinden biridir. Trafik
düzenlemeleri kafalardaki külahları değiştirerek samimi çözümler arama teşebbüsleridir. Ama hiç kimse kafaları değiştirmeyi düşünmemektedir. Tek merkeze yığılmış ve sıkıştırılmış Balıkesir’in, geniş düşünmesi ve bu genişliği yaşaması gerekmektedir. Kökü yüz yılı aşan çeşitli seviyedeki eğitim kurumlarımızı, okullarımızı geliştirmek bir yana, nasıl çürüttüğümüz ortadadır. Bu karamsar tabloyu gerek ülke çapında gerekse şehrimiz çapında örnekleyerek genişletmek mümkün. Kısacası Balıkesir de, Türkiye gibi yaşanması zor, ama içimizde sevda olan bir yerdir. Bana göre ekonomik, ticari, sosyal bütün problemlerin temeli zihniyete dayanır.
Zihniyet ise kültürden beslenerek gelişir. Şimdi kötümser tablonun dışına çıkarak kısaca Balıkesir’in kültür tarihindeki güzel teşebbüsleri özetlemek istiyorum. Balıkesir’de Cumhuriyetin hemen öncesinde başlayan ve ortak kültüre katkıda bulunmak, millî kültüre malzeme teşkil etmek, müşterekleri çoğaltmak felsefesi üzerine kurulduğu çok belirgin olan bir eğitim, kültür ve basın hayatı dikkati çekmektedir. Gerçi Balıkesir, daha Karesi Beyliği’nden itibaren kendine has, özgün bir çizgiye sahip bir şehir olarak dikkati
çekiyor. Bir Selçuklu uç beyi olan Kara İsa Bey’in kurduğu Karesi Beyliği, Osmanlı Devleti’ne katılan ilk beylik olma özelliğini de taşıyor. Uçların merkezin emrinde olduğu Oğuz-Osmanlı çizgisindeki ikili teşkilatlanma, Karesi Beyliği’nin karakterini de oluşturmuş bir anlamda. Milli Mücadele yıllarındaki tavrında da şehrin devletsiz ve merkezi otoritesiz kalındığında bir “uç beyi” gibi bağımsız hareket etme yeteneğini görebiliyoruz. Ancak devlet kurulduğunda hemen yanında yerini alıyor Balıkesirli. XV. yüzyıl şartlarında “Türkçe” fıkıh kitabı kaleme alan Devletoğlu Yusuf, Türk
edebiyatının tartışmasız en muhteşem şairlerinden Bakî’yi yetiştiren ve kendisi de büyük bir şair olan Zati, Melâmiliğin önemli temsilcisi Şeyh Lütfullah, büyük İslâm âlimi İmam Birgivi, Türk eğitim tarihinde önemli yeri olması gereken ve Balıkesir’de medrese reformisti olarak tanımlayabileceğimiz “Koca Müftü” Ali Şuuri Efendi, Türk Millî Mücadelesi’nin büyük şahsiyetlerinden Hasan Basri Çantay gibi pek çok devlet, bilim ve kültür adamı yetiştirmiş olan Balıkesir, hiç şüphesiz ki tarihi itibariyle bugünkünden çok daha iyi bir konuma sahiptir. XIX. yüzyılın sonlarında halk arasında “Koca Müftü” lakaplı Ali Şuuri Efendi’nin
atılımlarıyla başlayan ve cumhuriyetin ilk yıllarında zirveye ulaşan eğitim hamlesi, hiç şüphesiz ki Balıkesir’in en önemli özelliklerinden birini oluşturur. 1886’da kurulan ilk matbaadan sonra gelişen basın hayatı ise ülkemizde pek çok ile nasip olmamış bir kültürel canlılığı sağlamıştır. Karesi, Balıkesir, Zafer-i Milli, Ses, İrşad, İzmir’e Doğru, Doğru Söz, Türk Dili, Savaş gibi gazeteler; Dilek, Irmak, Çağlayan, Kaynak, Gençleryolu gibi dergiler Balıkesir basın hayatının ilk ve önemli örnekleri olarak dikkati çeker. Bunlar ülke çapında tanınmış ve artık çoğu vefat etmiş olan şair ve yazarların ilk eserlerini verdikleri gazete ve
dergilerdir. Orhan Şaik Gökyay, Mustafa Seyit Sutüven, Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav, Hasan Basri Çantay, Orhan Veli Kanık, Kamil Su, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Ramazan Gökalp Arkın bunlardan sadece bir kaçıdır. Birkaç somut örnek vermek isterim: 28 Şubat 1929’da, harf devriminden iki üç ay sonra Balıkesir’de bir dergi çıkıyor. Adı Gençleryolu. Amacını şöyle açıklıyor ilk sayısında: “Gençleryolu büyük bir boşluğun doldurulması için kendine hayli vazife ayırmıştır (...) Mecmuanın gayesi; okuma ve yazma heveslerini, arzularını ateşlemektir”. Dergi “okuma ve yazma
hareketlerinin inkişaf ve tevessuuna yardım ve hizmet”in de gayesi olduğunu belirtiyor. Ayrıca halkı ve talebeyi “cinaî, aşkî, hatta şehvet parıltılı yazılar”dan kurtarmak da derginin diğer bir gayesi olarak ortaya çıkıyor. “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” diyen Atatürk’ün direktifleriyle 1932 yılında kurulan halkevleri, halk kültürüyle ilgili faaliyetleri ve yayınlarıyla tarihimizde önemli bir görev yapmışlardır. Kaynak, Balıkesir Halkevinin yayın organı olarak halkevlerinin kuruluşundan bir yıl sonra 19 Şubat 1933’te yayın hayatına atılmıştır. Ocak 1947
tarihine kadar 168 sayı olarak çıkan Kaynak, aylık olarak yayımlanmıştır. Kaynak “bugün bile takdirle aranan dergiler” arasında sayılmaktadır. Kaynak dergisinde halk ağzından derlenmiş mahalli sözler, terimler, atasözleri ve deyimler, maniler, türküler, bilmeceler, masal ve efsaneler de önemli yer tutmaktadır. Ayrıca Balıkesir ve çevresinde bulunan yatırlar hakkında da önemli bilgiler verilmiştir. Folklorun dışında en önemli yeri tarihle ilgili konular almaktadır. Bilhassa şeriyye sicilleri ve vakfiyelerin günümüz Türk harflerine aktarılmış şekilleri dergide ağırlıklı bir yer tutmaktadır.
1898’de Balıkesir’de meydana gelen deprem sırasında şehrimizde görev yapan ve Balıkesir’i adeta yeniden bina ve inşa eden Ömer Ali Bey gibi aslında Adanalı olan bir “Balıkesirli”yi de burada anmak isterim. Ayrıca ona vefa göstererek hakkında bir eser hazırlayan Muharrem Eren Bey ile yine onun “Türkmen Kızı” adlı eserini yeni harflerle yayımlayarak vefayı tamamlayan Metin Kayahan Özgül Beye ve tabii ki bu iki eseri de basan Zağnos Vakfı’na teşekkürü bir borç biliriz. Ancak burada hemen bir hususa temas etmek yerinde olacaktır. Gerek Balıkesir ve Balıkesirlilerle ilgili eskiden
yapılmış çalışmalara, gerekse bugün Zağnos Vakfı’nın yayınlarına bakacak olursak bu eserlerin bir çoğunun aslında Balıkesirli olmayan kişilerce kaleme alındığını görürsünüz. Karesi Meşahiri’ni İsmail Hakkı Uzunçarşılı kaleme aldı, Mehmet Sarı ile Ahmet Karaman bugünkü harflere aktardı. Helvacızade Muharrem Hasbi ile Türkmen Kızı adlı eserleri ise Metin Kayahan Bey hazırladı. Bu bir eksiklik değil, bence doğru olandır. Çünkü mahalli bir kültür, ulusal kültüre katkısı olabilecek özelliklere sahipse ve ülke çapında insanlar yetiştirebilmişse değerlidir. Bu da artık sadece o şehrin değil, tüm ülkenin malı sayılmalıdır. Balıkesirliler de
dün olduğu gibi bugün de takdir ve teşviklerini esirgememektedirler. İşte bu sağlıklı bir “hemşehri”lik duygusunun tezahürüdür. Ancak 1950’lerden itibaren Balıkesir’de gerek eğitim ve kültür, gerekse basın hayatında bir duraksama dikkati çeker. Son yıllarda ise yeniden bir canlanma oluşmaya başladı. Bunda şüphesiz Zağnos Vakfı’nın mütevazı imkânlarla ortaya koyduğu eserlerin önemi büyüktür. Bu vakfın yayınlarıyla ilgili bir iki hususta görüşlerimi belirtmek isterim: Vakıf, tarih ve geleneğimizin değerlerine vefa
göstererek onları yeni nesillere tanıtmayı amaçları arasına koymuştur. Böylece kendi değerlerini tanıyan gençleri tarihleriyle barıştırmak sağlanacaktır. Buna gerçekten büyük ihtiyaç vardır. İkinci husus metot meselesidir. Vakıf, yayınlarında bilimselliği esas almaya gayret etmektedir. Bu bakımdan eserleri mümkün olduğunca bilim adamlarına hazırlatmayı hedeflemektedir. Ayrıca Türkiye’de, herhangi bir üniversitede kim Balıkesir’le ilgili bir çalışma yapıyorsa onu değerlendirmeye çalıştıklarını yakın olarak bilmekteyiz. Bu hususta katı bir hemşehricilik taassubunun olmayışı son
derece güzeldir. 1993’ten bu yana dokuz önemli esere imza atan Zağnos Vakfı, Balıkesir’in kültürel hayatına önemli katkılar sağlamaya devam edecektir. Burada değinmem gereken bir kurumda üniversitemizdir. Üniversitemiz bir bölge üniversitesi olması hasebiyle bölge kültürüyle ilgili bilimsel çalışmalara da önderlik etmek konumundadır. Nitekim bu hususta Balıkesir yöresi kültürüyle ilgili bir araştırma ve uygulama merkezi kurulmuş, 1998 ve 2000 yıllarında 70-75’er bilim adamının katılımıyla, Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumları düzenlenmiştir. Bu
sempozyumlarda mahalli konularla genel konular birlikte sunulmakta, şehrimize ülkemizdeki çeşitli üniversitelerden pek çok bilim ve kültür adamı gelmekte, çalışmalarını sunmaktadır. Bu yıl yeni bir sempozyum düzenlendiğini ve kısa sürede gerçekleşeceği haberini de vermek isteriz. Sayın valimizin, belediye başkanımızın, rektörümüzün destekleri, Balıkesir’deki değerli kurum ve kuruluşların katkısıyla, mahalli basın ve medyanın kültüre daha fazla yer ayırmasıyla kısa sürede Balıkesir’in eski dokusunu aratmayacak bir kültürel zenginliğe sahip olacağını düşünmekteyiz. |